blue moon

mavi ay
 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 TÜRKİYE MASALI

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 12:14 pm

Civangate Skandalı
Vikipedi,
Civangate Skandalı, 1990'lı yıllarda, Emlak Bankası eski genel müdürü Engin Civan ile müteahhit Selim Edes arasındaki suç ilişkisinin[1] açığa çıkmasıyla patlak veren ve 1990'lı yılların ortalarında Türkiye gündemini uzun süre işgal etmiş olay.

19 Eylül 1994'te, saat 20:45'te, Şişli'de, Fulya'dan Mecidiyeköy'e uzanan Mehmetçik Caddesi üzerinde, içinde Engin Civan'ın olduğu, aynı zamanda koruması olan emekli komiser Savaş Karakaya'nın kullandığı otomobil içinde üç kişinin bulunduğu bir otomobil tarafından durduruldu. Daha sonra Alaattin Çakıcı'yla bağlantılı olduğu anlaşılan Davut Yıldız tarafından vuruldu.[2] Bu arada Savaş Karakaya, kaçan saldırgana ateş ederken yoldan geçen Vahdettin Art adlı bir kişiyi bacağından yaraladı.[3] [4] Saldırgan Davut Yıldız olay yerinden kaçarken, saldırıda sekiz kurşundan üçünün isabet ettiği Civan hastaneye kaldırıldı.
İlk anlarından itibaren medyanın ilgisini çeken saldırı daha sonra giderek genişleyerek, Özal Ailesi'nin de adının karıştığı bir rüşvet olayının aydınlanmasına neden oldu. Turgut Özal'ın prenslerinden biri olarak adlandırılan, daha önce devlete ait Emlak Bankası Genel Müdür Yardımcılığı, Denizcilik Bankası Genel Müdürlüğü ve Emlak Bankası Genel Müdürlüğü (1989-91) yapan Civan'ın itirafları doğrultusunda, 24 Eylül tarihinde Cinayet Bürosu'nda sorgulanan Selim Edes, 1985'te Emlak Bankası'na sattığı bir arazinin parasının tahsil edememesi üzerine, dönemin Engin Civan'a alacağının tahsili için rüşvet verdiğini itiraf etti.[5] Özal Ailesi'ne yakınlığıyla tanınan Selim Edes, bu girişimine rağmen parasını alamadı. Bunun üzerine Edes'in Civan'dan alacağını tahsil etmeleri için, Dündar Kılıç ve o dönemde kızı Uğur Kılıç'la evli olan, damadı Alaattin Çakıcı, "hatırlı kişi" olduğu iddia edilen Semra Özal'ın aracılığıyla devreye girdi. Dündar Kılıç'ın Silivri'deki yazlığında yapılan, Uğur Çakıcı'nın da tanık olduğu görüşmelerde taraflar anlaşamadı. Alaattin Çakıcı'nın talimatıyla harekete geçen Davut Yıldız, Mecidiyeköy'de pusu kurduğu Civan'ı otomobilinin içinde vurdu.[6]
Yargılama sonunda, Edes'ten rüşvet almak suçuyla yargılanan Civan, 7 yıl 6 ay hapis ve 62.5 milyar TL para cezasına çarptırıldı. 550 gün hapis yatan Civan, 2 Nisan 1996'da tahliye edildi. Tahlisyesinden sonra ABD'ye gitti. Haziran 1998'de para cezasının bir kısmını ödememesi nedeniyle Türkiye'nin iade talebiyle ABD'de kısa süre tutuklandı. Ancak aynı yıl içinde 56 milyar 250 milyonluk para cezasını ödeyen Civan'ın iade isteminden vazgeçildi.
Selim Edes, "Civan'a rüşvet verdiği" iddiasıyla 4 Ekim 1994'te tutuklandı. Nisan 1995'te 111 milyar 111 milyon TL para ve bir yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı ve 6 Nisan 1995'te, yaklaşık altı ay hapis yattıktan sonra tahliye edildi. Para cezasını ödemedi, tahliyesinden kısa süre sonra gittiği ABD'den geri dönmedi.
Dündar Kılıç 26 Eylül 1994'teki savcılık ifadesi sırasında, kendisinin Edes ile Civan arasında aracılık yapmasını isteyen hatırlı kişinin Semra Özal olduğunu açıkladı. Semra Özal savcılıkta ifade vermesine rağmen, mahkeme heyeti ifadelerde adları geçen Semra Özal'ın tanıklığını, sonuca etki etmeyeceği gerekçesiyle kabul etmedi.[7] Civan'ın vurularak yaralanması olayında azmettirici olduğu iddiasıyla yargılanan Zeynep Özal için ise hakkında suçu işlediği hususunda her türlü şüpheden uzak ve kesin inandırıcı kanıtlar elde edilmediğinden beraat kararı verildi.[8]
Engin Civan'ın yaralanması olayında azmettirici olduğu gerekçesiyle yargılanan Alaattin Çakıcı, 1998'de Fransa'da yakalanıp ertesi yıl Türkiye'ye iade edildi. "Adam yaralamaya azmettirmek" suçundan 3 ile 7,5 yıl arasında hapis cezası istemiyle yargılan Çakıcı için, 2001 yılında, sanığın durumunun Şartla Salıverme Yasası'nın 1. maddesinin 4. fıkrasına uyduğu gerekçesiyle davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verdi. Skandalda önemli rol oynayan ve bildiklerini mahkemede açıklayan eski eşi ve Dündar Kılıç’ın kızı Uğur Kılıç’ı 21 Ocak 1995’de Uludağ’da öldürülme emrini verdiği gerekçesiyle polis ve savcılık tarafından gıyabi tutuklu olarak arandı.[9][10]
23 Eylül 1994 günü, tabancasıyla birlikte yakalanan Civan'ı vuran Davut Yıldız, Aralık 1996'da, 2 yıl 2 ay 22 günlük cezasını tamamlayarak Sivas E Tipi Cezaevi'nden tahliye edildi.
Aralık 2006'da, Engin Civan ve Selim Edes’in de aralarında bulunduğu 14 sanığın bankayı zarara uğrattıkları iddiasıyla yargılandıkları davada Savcı Rasim Işıkaltın, 7.5 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğunu bildirdi.
Engin Civan'ın hani nerede bana para verdiğinin belgesi varmı? sorusuna Selim Edes'in verdiği Rüşvetin belgesi mi olur pezevenk ünlü yanıt literatüre geçmiştir.[11]
1990'lı yılların ortalarında uzunca süre gündemden düşmeyen Civangate Skandalı 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın eşi Semra Özal ile kızı Zeynep Özal'ın isimlerinin karışması nedeniyle daha sansasyonel hale gelmişti. Hem Turgut Özal'ın prensleri olarak adlandırılan, ABD'de eğitim görmüş ve bürokrasi de görev yapanlar biri olan Engin Civan, hem de Özal Ailesi'ne yakın bir isim olan Selim Edes yüzünden, 1983-1991 arasındaki Anavatan Partisi iktidarı için kötü bir izlenim oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 12:40 pm

Engin Civan, Civangate Skandalı'nı ilk kez anlattı
****************************************************
Civan; ‘Civangate Skandalı’ olayını, sonrasını ve Amerika’daki yaşamını ilk kez anlattı.
10 Şubat 2009 / 12:20

*********************
Engin Civan ve Selim Edes isimleri uzun yıllar kamuoyunu meşgul etmişti. Olayın temeli 5 milyon dolarlık bir rüşvet alış verişine dayandırılıyordu. Civan; olayı, sonrasını ve Amerika'daki yaşamını ilk kez anlattı.

Tarihe, 'Civangate Skandalı' olarak geçti. Olay, Emlak Bankası eski Genel Müdürü Engin Civan'ın, 19 Eylül 1994'te, Alaattin Çakıcı'nın adamı Davut Yıldız tarafından vurulmasıyla patlak verdi. 5 milyon dolarlık rüşvetini geri alamayan ESKA İnşaat Şirketi'nin patronu Selim Edes, mafyadan yardım istemişti. Yargılandılar. Mahkemede Selim Edes'in sarf ettiği “Rüşvetin belgesi mi olur p...” sözü litaretüre girdi. Aradan yıllar geçti. Olayın her iki kahramanı Edes ve Civan şimdi Amerika'da yaşıyor. Taraflardan biri olan Civan, uzun seneler sonra ilk defa konuştu. Tabii ki olayları kendi zaviyesinden anlattı.

• İlk teklif ne zaman geldi Turgut Özal'dan?

Özal Amerika'ya gelmişti, 1983 seçimi öncesinde. Ahmet Özal da IMF'de çalışıyordu. O, 'Babam geldi, Türk arkadaşlarla tanışmak istiyor' falan dedi. Özal benimle çok ilgilendi. Sonra yıllık izne gittim. Kendisini Yeniköy'deki evinde ziyaret ettim. Daha başbakan değildi. Orada milliyetçiliğimiz ağır bastı. Şimdi size de ufak bir sır vereyim. Türkiye ile ilgili IMF ve Dünya Bankası'nın gizli raporlarını götürdüm, teslim ettim kendisine. Onları kimse göremez. Dünya Bankası'nda çalışan herkes de göremez yani.

-Siz nasıl ulaştınız onlara?

Orada Türklüğümüz ağır bastı yani... Seçimler oldu, Özal başbakan seçildi. Ben de yeni evlenmiş, ev almıştım. Buradaki kariyerim de çok iyiydi. Sonuç olarak ben gitmedim Türkiye'ye. Ama Özal her zaman beni gördüğünde 'Ya kaçak, niye gelmiyorsun?' diye takılırdı.

-1989'da Emlak Bank'ın genel müdürü oldunuz. Kamuoyunda çok sorunlu bilinir. Yaşadığınız hadiseden başka sorunlar oldu mu ?

Tabii işin içinde müteahhitler olduğu için onlar da her zaman iktidara çok yakın olduklarından sorunlar çok. Onu kabul ediyorum. Ama bizim de şeyimiz çok sağlamdı yani başbakan tarafından. Yani öyle bizden zorla iş tutan olamazdı.

-Sizin onayladığınız her şeyi zaten başbakan onaylamış gibi mi düşünmek lazım?

O şekil düşünmek lazım yani. Öyle hiç adı sanı duyulmamış bir müteahhidin gelip iş alması mümkün değildi.

-Bu süreçte hiç baskı olmadı mı size?

Yıldırım Akbulut'tan sonra Mesut Yılmaz geldi. O belki bir ara kendine yakın insanları bankalara atamayı düşünmüştür; ama sonunda hiçbir şey olmadı. Yılmaz Hükümeti düşünce ben de istifa ettim 1991'de. Ayrıldıktan sonra 6 ay falan Türkiye'de takıldım. Sonra tekrar Dünya Bankası'nda göreve başladım. Bu arada Sovyetler çöktü. İzin aldım Dünya Bankası'ndan ve Moskova'ya gittim, Kalkınma Bankası'nı kurmaya başladım.

-19 Eylül 1994'e gelelim. O gün Türkiye bir anda Engin Civan'ı konuşmaya başladı. Ne var hatırınızda o günden?

Her şey hatırımda. Orada polis olarak, adalet olarak, hepsi yani korkunç bir rezaletti. Şöyle: O olaydan bir-iki ay önce babam çok ciddi bir kalp krizi geçirdi ve 'öldü' dediler. Adamcağızı elektrik şokuyla tekrar şey yaptılar. Ben Türkiye'ye geldim, onu ameliyat ettirdik. Bu arada bir borsa şirketi var. O zamanki ismi ABC Finans'tı galiba. Orada kardeşim de ortak. O borsa şirketinde adamlar paraları batırmış. Ergun Çakır diye biraz da geçmişte kanunla problemleri olmuş bir adam var. Bunlar batmış. Bu adam geldi. 'Aman bizi kurtar abi.' Adam resmen hüngür hüngür ağlıyor. Ellerimizi öpüyor filan. İşte ben de Engin Civan'ım ya. Neyse biz bu adamı kurtardık.

-Kardeşinizin ortağı.

Ha, o arada tabii hukukçular, avukatlar falan birbirine girdi. Bir şeyler oluyor. Ondan sonra bu gitmiş Selim Edes'i bulmuş. O da bana çok gıcığı olan biridir. Onun nedeni de ayrı. Ondan sonra bunlar birtakım eli silahlı adamları bulmuşlar. İşte birden bire bir fatura çıkardılar ortaya. Bir hayali borç falan. Güya işte ben borç almışım da bilmem ne olmuş da… Böyle tehditler falan başladı.

-Sizin yardım ettim dediğiniz Ergun Çakır'dan...

Onlara yardım ettik. Zaten bu borç verilince bunlar şirketi mecburen bırakmak zorunda kaldı. Fakat adamlarda ilkel bir garez diyelim. Yani bu bir şantaj olayı. Benden güya para sızdıracaklar.

-İyi de Selim Edes ile bağlantısı nasıl oluyor olayın?

Müteahhit olarak zaten öyle çok karanlık insanlarla her zaman ilişkileri vardı. Ondan sonra, mesela ben bunu her zaman nefretle söylüyorum Türk medyasına. Ya bu adam (Engin Civan) 3 sene önce görevden alınmış, 3 sene sonra bu rüşvetin bilmem neyin şeyi mi olur? Yani böyle saçma şey olur mu? Konuştuğum birçok gazeteci, ikinci jenerasyon, herkes ne zannediyor biliyor musun? Ben bankada müdürken bu olay oldu. Hiç alakası yok.

-Siz bankada müdürken Edes'e ne kadar kredi kullandırdınız?

Hemen hemen sıfır. Şöyle: Müteahhitler iş yapar, bazen paraları biter. O zaman bankadan ileride alacakları ödemeye karşılık avans alırlar. Banka da buna faiz işletir doğal olarak. Ama o tam kredi sayılmaz.

-ESKA, dönemin önemli ve baskın figürlerinden birisi. Edes'in eşi Özal ailesi ile, Selim Edes de Turgut Özal ile çok yakın. Kredi istedi de mi vermediniz, yoksa istemedi mi?

Şimdi siz de aynı hataya düşüyorsunuz. Oradaki problem iktidara yakın inşaat şirketlerinin aldığı kredi falan değil. Yani inşaat şirketlerine kredi falan vermezdik. Bunların çok büyük bir arazisi vardı Anadolu yakasında. Anakent'ti, sonra Ataşehir oldu. Şimdi bunlar bu araziyi almış, Emlak Bankası'yla da ortak işe başlamışlar. Yıllar geçmiş, işi bir türlü bitirememişler. Bir sürü avanslar verilmiş. Yani işin artık iyice cılkı çıkmış. Bunların arazilerine sonunda ben el koydum. Tabii çok büyük bir şey var burada. Ucuza kapatılmış ve ucuza kaybedilmiş bir şey var. Edes, benim öyle yaptığımı zannediyor. Buradan çok ciddi bir husumeti vardır.

-Selim Edes de buraya mı dayandırıyor rüşvetle ilgili olayı?

Yüzde yüz buraya dayalı. Çünkü çok komik demeçler var o ve ailesi tarafından gazetelere verilen. Yoksa benim alacak-verecek konularında ne kadar sadık olduğumu en iyi Edes'in damadı Okan Tapan bilir. Ben burada tezgaha geldim. Ergun Çakır falan beni vitrin olarak kullandı. O günkü kanunlara göre, bir insandan şantaj yoluyla para almak o insana silahlı saldırı yapmaktan çok daha büyük ceza gerektirdiği için bunlar böyle hepsini tezgahladı. Siyasiler de hemen işin üstüne atladı ve rüşvet diye bir şey çıktı ortaya. Ya bir insan görevden ayrıldıktan 3 sene sonra rüşvet mi olurmuş? O günkü medya da bunu anlamak istemedi. Böyle geldi geçti yani.

-Şöyle söyleniyor ama! 3 yıllık süreçte borç isteniyor; fakat ödenmeyince mafya aracılığı ile böyle bir olay oluyor.

Yok canım. Hikaye. Bütün bu olaylar 5-10 gün içinde oldu zaten. Aleattin Çakıcı da orada dolduruşa geldi. Bu sefer olay onları da aştı. Ben 'bana böyle şeylerle gelmeyin' diye herkese bir set çekince, onların buradan şantaj yoluyla bir mama gelir şeyi bozulunca, bu olay ortaya çıktı yani. Bunlar da kendilerine yediremediler olayı. Çakıcı da biliyor bu konuda feci şekilde şeye geldiğini, dolduruşa mı diyelim ne diyelim.

-Yargılama başladı?

O da ayrı bir komiklikti yani. Orada üzerinde durulması gereken 50 tane nokta var. Bir tanesi, önce iki mahkeme açıldı. Silahlı saldırı ve rüşvet davası. Ha, ondan önce İstanbul adaletinde dönen başka bir hukuki tezgah var. Şimdi Şişli'deki savcı bir iddianame yazdı. İşte rüşvet alındı, verildi bilmem ne. İstanbul Adliyesi'ne geldi dosya. Orada dosya ikinci bir savcı tarafından değişik bir iddianameye çevrildi. Nitelikli rüşvet davası diye bir şey uydurdular. Ben sonradan fark ettim. Nitelikli rüşvet davasında veren para cezası, alan hapis cezası alıyor. Ondan sonra rüşvet davasına bakan hâkim çok düzgün bir hâkim çıktı. Anlıyorum yani. İsmini hatırlamıyorum şimdi. Bir dalavere daha yaptılar, iki davayı birleştirdiler. Silahlı saldırı ve rüşvet davası aynı mahkemede görüldü. Zaten iş orada koptu. Araya bayram mı bir şey girdi. Adam öldürmeye teşebbüsten iddianamesini mahkemeye sunan savcıyı görevden aldılar. Yerine Mete Bey diye birini atadılar. O da sonra gazetelerde yazı yazdı, tenzili rütbe aldı. Adam bir iddianame yazdı, artık bu kadar rezalet bir iddianame olur. Yargıtay'dan İstanbul Adliyesi yönlendirildi.

-Bu iddianızı nasıl ispatlıyorsunuz?

Benim de içeriden istihbaratlarım var yani. Burada Adalet Bakanlığı eski Müsteşarı Arif Yüksel'in çok lobisi oldu, ben biliyorum. Bu arşivde var. Bunlar tabii herkesi topladılar içeri. Herkes rol yapıyor mahkemede, bir sürü tipler. İkincisi, Adli Tıp'ta. Ya, belden yukarı üç tane isabet var vücudumda. Adli Tıp bu kurşunları görmezlikten geldi, böyle bir şey yoktur diye. Böyle afedersiniz sirk hayvanı gibi 15 tane doktorun önünde yarı çıplak duruyorum. Bakıyorlar. Ama gelen raporda belden yukarı 3 isabet yok. Azmi Tuncer'di galiba mahkeme heyetinin başkanı, o, rapora itirazı kabul etmiyor. Bir de Yargıtay konusu var. Bu arada Tansu Çiller bu işin üstüne atladı. ANAP'la kapışıyor ya. İşte 'biz çok düzgünüz, bak ANAP döneminde neler çıktı ortaya' diye. Çiller'in yardımcısı var DYP İçel Milletvekili Turhan Güven. O her gün Meclis'te Özal, Emlak Bankası, Mesut Yılmaz deyip bağırıp çağırıyor. Dava, bunun karısı Güler Turan'ın Yargıtay'daki dairesine düşüyor. O da iki üyenin itirazına rağmen bunu onaylıyor. Ve 24 saat içinde Ceza Genel Kurulu'na indiriyor. Bu adi bir rüşvet davası ve adi bir yaralama davası ise şayet sen 24 saat içinde niye bunu Ceza Genel Kurulu'na indiriyorsun. Normal prosedürü işlet. Yani bir kere kocasının Meclis tutanaklarındaki konuşmaları ile karısının yargı daire başkanı olması… Bir de şu var. Medya bunun üzerine atlayınca Demirel de çok güzel buldu bu ortamı ve hemen Özal dönemi için benim üzerimden rövanş aldılar. Bütün Türkiye bana saldırıyor. 'Engin Civan şöyle, böyle.' Artık Fenerbahçe maç kaybediyor benden biliyorlar ya.

-Uğur Dündar çok takip etti o süreçte olayı.

Uğur Dündar paparazzilerin kralı yani. Onun için reyting önemli.

-O dönemlerde İSKİ Skandalı patlamıştı Ergun Göknel'in. Bugün rüşvet olaylarına kamuoyu farklı bakıyor. Yani rüşvet olmadı deyince halk buna inanıyor mu mesela?

Evet ben rüşvet falan olmadığını, söylemiyorum. Ben sadece kendi olayımdaki saçmalıkları, haksızlıkları ve bu faturanın nasıl bana çıkarıldığını izah etmeye çalışıyorum.

-Emlak Bankası çok tartışılan bir kurumdur bu anlamda. Teklifler geldi mi size de?

Bizim yanımıza gelecek insanlar zaten çok mahdut insanlardır. Bu konularda böyle diyaloglar zaten olmaz. Aşağılayıcı bir şeydir yani. Belki alt tarafta olabilir; ama çok üst düzeylerde böyle şeyler konuşulmaz bile. Çok ayıptır. Mesela bugün dahi benim yanıma hangi tarihte kim gelmiş, vardır arşivimde. Dosyalar İstanbul'da. Yani ne dedikodular duydum ben.

-Selim Edes'le aranızda 'rüşvetin belgesi mi olur' nokta nokta diye başlayan bir söz de tarihe geçti. Onun hikayesi nedir?

'Bu olay bir şantaj olayı olarak başlamıştır' dedik. Husumet falan. Birtakım tiplerden telefonlar geliyor. 'Getirin' dedim adamı 'benim yüzüme söylesin bunu', varsa böyle bir şey. Bu geldi, yarı sarhoş da zaten.

-Selim Edes?

Ha. Ona 'Birtakım karanlık tipleri üstüme salıyorsun. Ne tezgahlar içindesin? Beli silahlı adamları etrafına topladın. Kahramanlık mı dayılık mı yapıyorsun bana karşı? Nedir?' dedim. Kem küm etti tabii, bir şey diyemedi. Ha sonra arkadan o yanında bulunan karanlık mafya tipi insanlara birtakım şeyler söyledi ise bilemem. Ya böyle bir borç varsa bunun mutlaka bir yerde yazılı bir şeyi olması lazım değil mi?

-Rüşvet olacaksa belgesi olmaz zaten.

Hayır o ayrı konu.

-O zaman Uğur Dündar şifreli defterinizden yola çıkarak İsviçre'ye gidip orada hesaplarda sizin rüşvetin belgesi denen bilgilere ulaşıyor.

Öyle bir şeye ulaşamıyor. Bende Marmara İletişim Fakültesi Dekanı'nın yazmış olduğu kitap var bununla ilgili. Kitabın önsözü var. Önsüzünde diyor ki, 'Gitti bankanın önünde fotoğraf çektirdi.'

-O zaman Dündar'la birlikte çalışan Ulvi Yanardağ, sizin şifreli not defterinizin bir çocukluk arkadaşı sayesinde kendisine geldiğini söylüyor. Nedir bu şifreli defter?

Ne şifreli defteri ya. O benim not defterim. Bugüne kadar beni ne bir savcı ne bir hakim çağırıp da 'Ya Engin Bey bu ne? Burada ne yazıyor? Bunun anlamı nedir?' diye ne sordu, ne de mevzusu geçti bu işin.

-Defteri Ulvi Yanardağ'a ulaştıran çocukluk arkadaşı 'Bunu ister sat ister haber yap. Bunu Engin Civan ya da Ahmet Özal'a götürsen 1 milyon dolar alırsın' demiş.

Defteri Uğur Dündar'a ulaştıran Ergün Çakır'dır. O da bunu arabamdan çalmıştır.

-Yalçın Bayer'in bu konuda yazdığı 'Rüşvetin Belgesi' isimli kitabı okudunuz mu?

Medya sahtekarlıklarına giriyor bu. Gülçin Telci diye bugün rahmetli olan Hürriyet'te bir ekonomi dedikodu yazarı vardı. Bu, zamanında benim yanımda çok samimi olarak dolaşmış bir insandı. Telci, biraz argo konuşan, elinden sigarası düşmeyen, 'Ağabeyciğim, ben Musevi'yim, Selanikliyim, ben kül yutmam' diye dolaşan bir gazeteci idi. Böyle biraz kabadayıca tutumlar içinde olan biri. Biraz karakterini çizmek için söylüyorum bunları. Yalçın Bayer'in yazdığı kitap yüzde 100, 99 bile değil, Gülçin Telci'nin Bayer'e aktardığı dedikodulardır. Telci, 'ben Engin'i tanıyorum, benim arkadaşım, ben onun hakkında kitap yazamam' diye bu kitabı Yalçın Bayer, Gülçin'in anlattığı dedikodularla yazmıştır. Orada Bayer'in yaptığı gazetecilik yüzdesi ve katkısı sıfırdır.

-Peki 'Rüşvetin Belgesi' hakkında çok iddialı çıkması… O hikaye ya. Onlar satsın diye konmuş başlıklar yani. Bunu da, bir gariban adamcağız vardı ya İstanbul su müdürü (İSKİ Genel Müdürü Ergun Göknel). O, defterine yazmış şuna şu parayı verdim, buna bu parayı diye. Bunlar da bunun üzerine inşa ettiler bu defter hikayesini.

-Engin Bey, Türkiye'ye gelirken ne kadar mal varlığınız vardı?

Bir tane evim vardı Amerika'da. İşte ne bileyim bir de bankada biraz paramız.

-Dönerken durum nasıldı?

Şimdi aynı gene. Fark eden bir şey yok.

-Siz ne işle uğraşıyorsunuz Amerika'da?

Serbest çalışıyorum ve iki şey yapıyorum. Özellikle göçmenlere finansal danışmanlık yapıyorum. Bir de 50-60 metrekare ufak bir dükkanım var. O da orta sınıfın biraz altına hitap eden, nalburiye, kırtasiye, eldiven, şapka vs. gibi ıvır zıvırın satıldığı bir dükkan.

-Tüm basın tüm Türkiye sizden bahsediyordu o süreçte. İntihar falan düşündünüz mü hiç?

Düşünmedim. Çünkü insan bir suç işler, pişmanlık duyar, rezil oldum diye.

-Edes'le hiç görüştünüz mü?

Görüşür müyüm ya Allah aşkına!

-Hem Türk hem Amerikan vatandaşlığınız devam ediyor mu?

Ben her zaman düşündüm ki TC vatandaşıyım, başka vatandaşlık istemiyorum. Bir gün bakarsın bir şey olur, memleketimize hizmet etmek isteriz. Ama bu olaylardan sonra anladım ki Türkiye'de hukuk mukuk falan beni korumaz. Ondan sonra Amerikan vatandaşı da oldum.

-Politika düşünüyordunuz. ANAP'tan mı olurdu bu?

Artık onu bilmiyorum da Türkiye'yi severek yetiştik. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük filozoflarından Nurettin Topçu'nun İstanbul Erkek Lisesi'nde öğrencisiydim.

-Civangate Skandalı'nın kahramanı diye tanınmak nasıl bir etki yapıyor?

Çünkü yapıştı üzerinize bu.

Ne yapayım artık. Yapacak bir şey yok. Ee yani bilmiyorum. Kızgınım, kırgınım.

-Kimlere kırgınlık var?

Böyle kişisel değil.

-Çocuklar nasıl etkileniyor bundan? Biliyorlar mı başınıza gelenleri?

Tabii. Çocuklara anlattık her şeyi. Dört dörtlük Türkçe konuşuyorlar. Türk müziği dinliyorlar. Odalarında her zaman Beşiktaş bayrağı asılıdır. Her zaman maça çıkarken Beşiktaş çorabı giyerler. Yani anneleri Amerikalı olmasına rağmen Türk kültürüne çok yakın çocuklardır. İkisi de üniversite okuyor. Küçük oğlum yabancı dil olarak üniversitede Türkçe dersi alıyor.

-Türkiye'de en çok neyi özlüyorsunuz?

Ya bir tane özlediğim şey var. O da Beşiktaş maçına gitmek.

-Pişmanlık duyduğunuz bir şey var mı?

Var tabii, ben bu işlerin böyle olduğunu bilseydim kesinlikle Türkiye'ye gelmezdim. Turist olarak gelir giderdim. Tabii İstanbul'u çok seviyorum, özlüyorum. Ama İstanbul Başsavcısı o Avni beyefendi, o mahkemedeki Azmi efendi ve savcı Mete efendiye kesinlikle hakkımı helal etmem.

-Vicdan azabı çektiğiniz bir şey var mı?

Samimiyetle soruyorum bunları.

Vicdan azabı olarak yani tabii bilmiyorum. Bankada çalışırken çok serttik.

-Alma mazlumun ahını hikâyesi gibi mi?

Yani o anlamda değil de performans açısından sert davranırdık.

-Ergenekon dava sürecini izliyorsunuz dışarıdan. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Valla bazı şeylere çok gülüyorum. Hani Nasrettin Hoca'nın hikâyesi gibi. Hani bana damdan düşen birisini çağırın diyor ya. İki tane Ergenekon olduğuna da inanıyorum.

CİVAN KİMDİR?

1954 İstanbul doğumlu. Baba tarafından sülalece balıkçılık yapan 400-500 senelik Şileli üç çocuklu bir ailenin en büyüğü. Dede Hilmi Bey, Babası ise Ali Ruşen. Anne tarafından dedesi Abdullah Bey ise Ahlatlı, Fatih'te esnaflık yapmış birisi. Anneanne tarafından Bayburt ve Kayserililik de var. Civan'ın ortanca kardeşi Hakkı Ergin. En küçükleri Müjde de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin AK Partili Meclis üyesi Zeki Yeşildağ'la evli. İstanbul Erkek Lisesi ve Robert Kolej'de okudu. Johns Hopkins Üniversitesi'nin İtalya'daki Uluslar arası ilişkiler okuluna Türkiye'den gönderilen tek kişi oldu. Mastırını Amerika'da yaptı. George Washington Üniversitesi'nde ekonomi doktorası yaptı. 1983-84'lerde Dünya Bankası'nda çalışmaya başladı. O arada, Amerika'da hiçbir sinagog veya ibadethaneye kayıtlı olmadığını söyleme ihtiyacı hissettiği, kendisinden 3 yaş büyük Yahudi kökenli Michale Hanım'la evlendi. Erol ve Eren adında çocukları oldu. Özal'ın ikinci döneminden sonra Türkiye'ye geldi. Emlak Bankası Genel Müdür Yardımcılığı, Denizcilik Bankası Genel Müdürlüğü yaptı. Kaya Erdem'in Emlak Bankası Genel Müdürü Bülent Şemiler'le kriz yaşayıp istifa aşamasına gelmesiyle Şemiler'in koltuğuna oturdu. Onu 'Civangate Skandalı'nın kahramanı yapan olay 19 Eylül 1994'te gerçekleşti. ESKA'nın patronu Selim Edes'ten 5 milyon dolar rüşvet aldığı gerekçesiyle Alaattin Çakıcı'nın adamı Davut Yıldız tarafından vuruldu. Yargılandı. 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. 550 gün cezaevinde kaldı. İnfaz yasasından yararlanarak 3 Nisan 1996'da serbest kalınca Amerika'ya gitti. Bir daha Türkiye'ye hiç gelmedi.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:02 pm

Adnan Kahveci
*************
Adnan Kahveci (d. 20 Şubat 1949, Köprübaşı, Trabzon - ö. 5 Şubat, 1993 Gerede), elektrik mühendisi profesör, 46, 47. ve 48. Hükümetlerde görev almış siyasetçi ve devlet adamı.
Gençliği
******
1949 yılında Trabzon'un Köprübaşı ilçesi Beşköy beldesi Yılmazlar köyünde doğdu. İlkokul yıllarında Milliyet gazetesinin açtığı yarışmada birinci oldu. Eğitimine İstanbul Kabataş Lisesinde devam etti. 1966'da dönem birincisi olarak mezun oldu. Üniversite sınavında birinci oldu ve İstanbul Üniversitesine girdi. Eğitimine ABD'de Indiana'daki Purdue Üniversitesinde devam etti ve buradan elektrik mühendisi olarak mezun oldu. Missouri Üniversitesi'nde doktora yaptı. Bu üniversitede bir süre akademik çalışmalarına devam ettikten sonra Türkiye'ye dönerek Boğaziçi Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:07 pm

Siyasi hayatı

Üniversitedeki görevinden sonra İçişleri Bakanlığı bünyesindeki teknik danışmanlık göreviyle beraber siyasi hayata adım atar.Korkut Özal'a danışmanlıkla başlayan bürokrasiyle tanışıklığı 12 Eylül sonrası Turgut Özal'a danışmanlıkla sürdü.12 Eylül döneminde Başbakanlık Danışmanlığına atandı ve o sıralarda Turgut Özal'la tanıştı.[1]1983 yılında ANAP'ın kurucuları arasında yer alan Kahveci,1987 yılında İstanbul'dan milletvekili seçildi, XVIII. ve XIX. Dönem İstanbul Milletvekilliği yaptı
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:09 pm

Devlet Bakanlığı[değiştir
1987 de DPT ve Hazineden sorumlu Devlet Bakanı oldu.
Maliye Bakanlığı
Dönemin başbakanı Yıldırım Akbulut tarafından 1990 yılında Maliye Bakanlığı görevine getirildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:12 pm

Trafik Kazasında Ölümü

5 Şubat 1993 tarihinde eşi ve iki çocuğu ile birlikte Bolu-Gerede yakınlarında otobanda ters yola girerek trafik kazası geçirdi. Adnan Kahveci ve eşi olay anında hayatlarını kaybederken, 17 yaşındaki çocukları Aslıhan Kahveci yaralı olarak kurtuldu ancak, bitkisel hayata girdi ve 10 gün sonra öldü. Adnan Kahveci'nin mezarı eşi ve kızıyla birlikte İstanbul'un Anadolu yakasında Kartal-Yakacık Mezarlığı'ndadır.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:18 pm

Rüşvetin belgesi mi olur’ kahramanlarına zamanaşımı
***
Eski Emlak Bankası Genel Müdürü Engin Civan ve işadamı Selim Edes’in de aralarında bulunduğu 14 sanığın bankayı zarara uğrattıkları iddiasıyla yargılandıkları davanın dünkü duruşmasında Savcı Rasim Işıkaltın, 7.5 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğunu bildirdi.


Selim Edes’in ’Rüşvetin belgesi mi olur’ sözü ile hatırlanan davada sanıklar hakkında açılan davanın ortadan kaldırılmasını talep eden Savcı, kararın kesinleşmesinden sonra sanıklardan Engin Civan hakkındaki yakalama emrinin de kaldırılmasını talep etti.

SAVCININ MÜTALAASI:
İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada mütalaasını açıklayan Savcı Rasim Işıkaltın, dava konusu olayların meydana geldiği 8 Aralık 1989 ile 16 Şubat 1990 arasında sanıklardan Engin Civan’ın Emlak Bankası Genel Müdürü olduğunu belirterek şunları söyledi:

Aynı tarihlerde Yalçın Sayın Genel Müdür Yardımcısı, Osman Fethi Okyar, Ökmen Atamyıldız, Veli Öztürk, Hüseyin Kömürcüoğlu bankanın yönetim kurulu üyesi, Ünal Özüak Emlak Portföy Yönetim Başkanı, Necati Altıntaş Planlama Grubu Müdür Yardımcısıydı. Selim Edes ile Kemal Ayyıldız, Eksan A.Ş, Konut A.Ş ile Eska İnşaat A.Ş’nin sorumlu ve yetkilisiydi. Yurtdışındaki yüklenici firmanın yönetici ve sorumluları da Bertel Stenhelmer Nethorst, Marıo Delfovero, Thomas Kimar Filhelm Stenberg ve Anyhony Wertherill’di.

Anatepe projesinde, Eska grubuna dahil Eksan A.Ş, 16 Eylül 1987 tarihli sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinin bir bölümünü, işi yapmadan avansı almak için, paravan Mang Şirketi’ne devretti. Sözleşmede bankanın hareket serbestisini ortadan kaldıran hükümlere yer verildiği, orantısız tazminat yükü altına sokulduğu, inşaat metrekare fiyatlarının Bayındırlık Bakanlığı’nın fiyatlarını katladığı iddia edildi.

Eska grubuna usulsüz para aktarıldığı, banka aleyhine hileli ve dengesiz sözleşmeler yapıldığı iddiasıyla sanıklar hakkında dava açıldı. Bilirkişi heyetinin hazırladığı raporda, sözleşmelerin avans uygulamasına ilişkin hükümleri, Borçlar Kanunu’na ve bankacılık uygulamalarına aykırı bulundu. Bankayı zarara uğratıcı nitelik taşıdığı saptandı. Mang Properties ile yapılan sözleşmelinin banka zararına yol açtığı belirtildi. Bu sözleşmeyle 16 Şubat 1990’da banka zararına 27 milyar 702 milyon 510 bin lira avans ödendiği belirlendi. Sanıkların görevlerini kötüye kullandıkları anlaşıldı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:20 pm

Alaattin Çakıcı kimdir?

Trabzonlu ülkücü mafya şefi Çakıcı, ilk olarak 17 yaşındayken bir İETT görevlisini yaralama olayına karıştı. Çakıcı, daha sonra ismini İstanbul'daki yasadışı faaliyetleriyle duyurdu.

1980'li yılların sonunda yeraltı dünyasının Ankara ayağında da adı duyulan Çakıcı, bir süre sonra İstanbul'a geçerek, buradaki gruplar içinde kendisine yer edindi.

Türkiye çapında faaliyet gösteren ve "ülkücü baba" olarak tanımlanan Çakıcı, İstanbul'a geçtikten sonra yine ünlü babalardan Dündar Kılıç'ın kızı Uğur Kılıç'la evlendi.

Olaylı sona eren bu evliliği ve İstanbul'da karıştığı silahlı saldırılar sonrasında polis kayıtlarında önemli yer tutmaya başlayan Çakıcı, sürekli Karadenizli olmasıyla övündü.

Çek - senet tahsilatı
Babasını 12 Eylül döneminde İstanbul'un Gültepe semtindeki bir kahvehaneye yapılan silahlı baskında kaybeden Çakıcı, 1984'ten itibaren çek - senet tahsilatı yapan grupların liderliğini yapmaya başladı.

Eski eşi Uğur Çakıcı'nın Uludağ'da öldürülme emrini verdiği gerekçesiyle polis ve savcılık tarafından gıyabi tutuklu olarak aranan Çakıcı, ayrıca canlı yayında DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'le ilgili yaptığı açıklamalarıyla Flash TV'nin basılmasına neden oldu.

Borsacı Adil Öngen'in yaralanması, Pamukbank Genel Müdürü Burhan Karaçam'a yönelik lav silahlı saldırı olayı, Emin Cankurtaran'ın vurulması, Cavit Çağlar'a yönelik suikast planlaması, Engin Civan'ın vurulması eylemlerinin azmettiricisi olan Çakıcı, kendisi gibi yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden Nurullah Tevfik AğansoyTevfik Ağansoy'un öldürülmesi olayında da azmettirici olarak aranmaya başladı.

1992'de hazırlanan sahte pasaportla yurtdışına kaçan Çakıcı'nın adı, Susurluk soruşturmalarında da gündeme geldi. Soruşturmalarda, kendisinde sahte yeşil pasaport bulunduğu iddiaları ortaya atıldı.

Çakıcı, çek - senet tahsilatı yaptığı dönemde Ankara ve İstanbul'da birçok kez gözaltına alındı. Soruşturmalarda, polisin mafya içindeki uzantısıyla ilgili bilgiler veren Çakıcı'nın yurtdışında kaldığı süre içinde Belçika, ABD, İtalya, Güney Afrika, Fransa, Brezilya, Singapur ve Japonya'da dolaştığı belirlendi.

Son anda kurtuldu
Çakıcı'nın firarda bulunduğu dönemde Palermo'da İtalyan mafyasının önde gelen aileleriyle bir toplantı yaptığı da tespit edildi. Çakıcı, 1998'in Şubat ayında Fransa'da yapılan bir operasyonda yakalanmaktan kılpayı kurtuldu.

41 kişinin ölümünden sorumlu tutulan Çakıcı, 17 Ağustos 1998'de Fransız polisinin düzenlediği bir operasyon sonucunda Nice'de bir otelde koruması Muradi Güler ve sanatçı Selçuk Ural'ın kızı olan sevgilisi Aslı Ural'la birlikte yakalandı.

Çakıcı'nın yakalanmasından sonra ortaya çıkan kasetler, ANAP'lı Devlet Bakanı Eyüp Aşık'ın istifasına sebep olurken, Aşık ile birlikte Çakıcı'ya kaçması için uyarıda bulunduğu iddia edilen DYP'li Meral Akşener, MİT görevlisi Yavuz Ataç ve Bursalı işadamı Erol Evcil de suçlandı.

Fransa'daki cezaevinde 16 ay dünyayla iletişimsiz bir odada tutuklu kalan Çakıcı, 14 Aralık'ta kendi isteğiyle Türkiye'ye getirildi. Fransa'dan şartlı iade edilen Çakıcı, hakkındaki gıyabi tutuklama kararı vicahiye çevrilerek tutuklandı ve Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi'ne konuldu.

Susma hakkını kullandı
Çakıcı, Türkiye'ye getirildikten hemen sonra İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM) tanık sıfatıyla dinlendi. Yaklaşık 3.5 saat ifade veren Çakıcı, soruları cevapsız bıraktı.

Çakıcı, Erol Evcil, Ergin Kardeşler gibi ünlülerin yattığı Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi'ndeki rahatlığıyla da dikkat çekti. Çakıcı'nın isteğiyle gece yarısı koğuşuna lahmacun getirttiği, avukat dövdüğü, cep telefonu kullandığı ve Nuri Ergin'le mektuplaştığı ortaya çıktı.

Ancak bir süre sonra Çakıcı'nın "Bu cezaevi ya ona ya bana dar gelecek" yönünde bir açıklama yaptığının ileri sürülmesi üzerine Nuri Ergin, basına gönderdiği açıklamayla sert tepki göstererek, "Bana dostane mektuplar yazan biri düşman ise başımız üstünde yeri var. Önümüz bayram, açıkta kalınır" dedi.

Bunun üzerinde Çakıcı avukatı aracılığıyla kamuoyuna gönderdiği başka bir mektupla Ergin kardeşlere meydan okudu. Çakıcı, mektupta; "Nuriş ve Vedat denen, kişilik ve milliyet erozyonuna uğramış, garip göçebegillere: Biraz adamlığınız varsa, basına demeç vermeyin, bu cezaevinde siz altı kişi bir arada yatıyorsunuz, ben de tek yatıyorum. Gereğini yapmazsanız, yapmayıp da basına demeç verirseniz şerefsizsiniz" dedi.

Ergin'den ağır sözler
Mektup savaşlarında Nuri Ergin, avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada, Çakıcı hakkında ağır sözler söyledi. Ergin, "Çakıcı adam mı, madam mı?", "Şerbeti ketmerli şambabası", "Voltajı düşük sihirli lamba", gibi sözlere yer verdi.

Ergin, Çakıcı'ya yönelik koruma istediği şeklinde çıkan haberlere ilişkin de, "Fransa'dan beri tutturmuşsun koridor yok. Bu maltalarda bir de savcıdan utanmadan koruma istiyorsun. Satanist düşünceli şambabası, bırak bu kurnazlığı. Milleti ziyaretine bile çıkartmıyorsun. Kolpacı mesajında aman beni koruyun mesajı değil mi? Beni yorma. Benim seninle uğraşacak vaktim yok, boşuna yalvarma" dedi.

Çakıcı ve Ergin arasındaki bu kavga, cezaevi dışına da taştı. Çakıcı'nın adamları Karagümrük'te Ergin kardeşlerin adamlarına ait olduğunu bildikleri bir lokali kurşunladı. Ancak bu lokalin sonradan Erginler'e ait olmadığı Karagümrük Spor Kulübü Lokali olduğu anlaşıldı.

28 Mart 2000'de ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Çakıcı'nın, gazeteci Hıncal Uluç'u yaralamaya azmettirmekten yargılandığı davanın zamanaşımdan düşürülmesine ilişkin İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararını bozdu. Çakıcı'ya yargılandığı bu davada, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis istendi.

Nisan 2000'de Çakıcı hakkında Emlak Bankası eski Genel Müdürü Engin Civan'ı yaralamaya azmettirmekten açılan davanın zamanaşımından düştüğü ortaya çıktı.

Mehmet Eymür ise İnternet'teki Anadolu Türk adlı sitesinde yayımladığı bir yazısında Çakıcı'nın 3 Şubat 1998'de Evcil'le yaptığı bir konuşmadan söz ederek, Çakıcı'nın kanser olduğunu söylediğini ileri sürdü. Eymür, Çakıcı'nın Evcil'e, "Check up yaptıramıyorum. Kanser var bende. Aylardır bütün vücudumda hissediyorum, içim ağrıyor. 6 - 7 paket sigara içiyorum" dediğini iddia etti.

Çakıcı'nın adamlarının Karagümrükspor lokaline yaptığı baskına karşılık olarak 19 Nisan 2000'de Nuriş'in adamları, Gültepe ve Zeytinburnu'nda iki kahvehaneyi taradı. Bir kişi öldü, 10 kişi yaralandı. Olaydan sonra yapılan operasyonlar sonucunda aralarında Ergin'in firari olarak aranan adamı Yavuz Erdoğan'ın da bulunduğu dört saldırgan silahlarıyla birlikte yakalandı.

Çakıcı, Mayıs 2000'de Türkbank ihalesini araştıran Meclis Komisyonu'na verdiği ifadede ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ile ile iki kez yüz yüze görüştüğünü söylediği belirtildi. Çakıcı, komisyon üyelerine Türkbank olayında büyük paralar döndüğünü, kendisine söz verilen 60 milyon doların verilmediğini ve bu yüzden yakalatıldığını söyledi. Çakıcı, ayrıca 55. hükümeti de Refahyol hükümetini de kendisinin yıktığını anlattı. Çakıcı, ifadesinde Eyüp Aşık ile 200'e yakın telefon görüşmesi yaptığını da öne sürdü.

Çakıcı, 8 Mayıs 2000'de İstanbul DGM'de "çete oluşturmak ve liderliğini yapmaktan" yargılandığı davanın duruşmasında, mahkeme heyetine, "Ben tombaladan çıkmış Alaattin değilim. Tabii ki ceza alacağım. Eğer bana ceza vermezseniz basın sizi topa tutar" dedi. Mahkeme ödeneksizlik yüzünden duruşmaya getirilemeyen sanık Adnan Çiçek'in son savunmasının alınması için duruşmayı erteledi.

Ergin ve Çakıcı cezaevindeyken, adamları dışarıda çatışmayı sürdürdü. Çakıcı ve adamları hakkında Nuriş'in adamlarına yönelik gerçekleştirilen saldırılar hakkında davalar açılmaya başladı. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Çakıcı ile 10 adamı hakkında, Karagümrük Spor Kulübü Lokali'ne yönelik silahlı saldırıya ilişkin dava açtı. İddianamede, Çakıcı'nın 304.5 ile 384 yıl arasında ağır hapis cezasına çarptırılması istendi.

O da aftan yararlandı
Engin Civan'ın yaralanması olayında azmettirici olduğu gerekçesiyle yargılanan Çakıcı'nın 7.5 yıl ağır cezası istemiyle yargılandığı davası, "4616 sayılı Şartla Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesi'ne Dair Kanun" gereğince ertelendi. Hıncal Uluç'un yaralanması olayına ilişkin 3 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan Çakıcı'nın avukatı Şeyda Yıldırım'ın, Pendik Cumhuriyet Başsavcılığı'na cezanın infazının düşürülmesi konusunda yaptığı başvuru da kabul edildi.

Çakıcı'nın, her iki davasında da "zamanaşımından düşme kararı" verilmiş, ancak bu kararlar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından bozulmuştu. Bozma kararının ardından davaların görülmesine devam edilmişti. Çakıcı'nın tutukluluğu, halen başka suçlar nedeniyle devam ediyor.

"F tipi" günler
Türkiye'ye getirildiği günden beri Kartal Cezaevinde yatan Çakıcı da Kandıra F tipi cezaevine sevk edildi. Burada tek kişilik bir odaya konan Çakıcı, yalnızlığını gidermek için cezaevi yönetiminden bir muhabbet kuşu talep etti. Çakıcı zamanının büyük bir kısmını muhabbet kuşuyla değerlendirdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:21 pm

Alaattin Çakıcı Dosyası

Avusturya'nın iade ettiği Alaattin Çakıcı 14 Ekim 2004 tarihinde 5 kişilik polis ekibiyle İstanbul'a getirildi. Çevresindeki yolcular boşaltılarak oturduğu uçaktan gülümseyerek inen Çakıcı Tekirdağ F Tipi Cezaevi'ne gönderildi.

Adam yaralama" suçundan yargılandığı sırada yurtdışına kaçan ve Avusturya'da eski MİT görevlisi Faik Meral'a ait yeşil pasaport ile yakalanarak tutuklanan Alaattin Çakıcı, Türkiye'ye iade edildi. Avusturya Federal Mahkemesi'nin iade kararına "Ülkeme dönüp hesaplaşmak istiyorum" diyerek itiraz etmeyen Çakıcı, Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol Daire Başkanlığı'nca oluşturulan özel ekip tarafından İstanbul'a getirildi.

Saat 14.00'te Beşiktaş Adliyesi'ne getirilen Çakıcı, "Karagümrük Spor Lokali'nin kurşunlanması" ile "çıkar amaçlı çete oluşturmak"tan gıyabi tutuklama kararları vicahiye çevrildi. Saat 16.00'da Sultanahmet'e götürülen Çakıcı'nın, Adil Öngen ve Hüseyin Yolcu'nun yaralanması, Tevfik Ağansoy ve eşi Uğur Çakıcı'nın öldürülmesi ile Türkbank davalarından gıyabi tutuklulukları vicahiye çevrildi. Alaattin Çakıcı daha sonra sıkı güvenlik önlemleriyle Tekirdağ F Tipi'ne kondu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:22 pm

Bir tutuklama kararı daha

Avusturya'da yakalanan Alaattin Çakıcı hakkında, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca, "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak'' ve "sahte pasaport kullanmak'' suçlarına ilişkin soruşturmalar kapsamında da iade talepnamesi hazırlanarak Adalet Bakanlığı'na gönderildi. İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi de dün Karagümrük Spor Kulübü'nün basılması olayında hakkında verilen hapis cezasının Yargıtay tarafından onaylanması üzerine kaçan Çakıcı hakkında 'yargılamadan kaçtığı' gerekçesiyle gıyabi tutuklama kararı verdi. Daha önce eşi Uğur Kılıç ile Tevfik Nurullah Ağansoy'un öldürülmesi talimatını vermek, Türkbank ihalesine fesat karıştırmak, çıkar amaçlı çete kurmak ve sahte kimlik kullanmak suçlarından gıyabi tutuklama kararı çıkarılan Çakıcı'ya bir tutuklama kararı daha gelmiş old
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:22 pm

akıcı dosyası Avusturya'ya gönderildi

Viyana'da Federal Mahkeme'nin "iade edilecek suçlular'' biriminde hücrede tutulan organize suç örgütü elebaşısı Alaattin Çakıcı'nın iade dosyası Avusturya'ya teslim edildi. Adalet Bakanlığı'nca hazırlanan ve içinde Çakıcı'nın Türkiye'de işlediği suçlar ve yargı sürecine ilişkin tüm bilgi ve belgelerin bulunduğu dosya dün Türkiye'nin Viyana Büyükelçiliği tarafından Avusturya Dışişleri Bakanlığı'na iletildi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:22 pm

Viyana Eyalet Mahkemesi dosyayı yetersiz buldu

Viyana Eyalet Mahkemesi Soruşturma Hakimi Peter Seda, Alaattin Çakıcı'nın iade dosyasını yetersiz bularak, Türkiye'den ek bilgi ve belge talebinde bulundu. Mahkemenin basın sözcüsü Friedrich Forsthuber, Çakıcı'nın iade dosyasının soruşturma hakimi Peter Seda tarafından incelendiğini, ancak "yetersiz'' bulunduğunu belirterek, "Türkiye'den istenen ek bilgi ve belgelerin gelmesinden sonra Çakıcı'nın sorgulanacağını ve iade edilip edilmeyeceğine karar verileceğini'' söyledi. Çakıcı'nın da Türkiye'ye iade edilmek istemediği yolunda başvuruda bulunduğunu belirten Forsthuber "Soruşturma hakimi Seda'nın, Çakıcı'nın Fransa'dan Türkiye'ye iadesi, isnat edilen suçlar, aldığı ceza ve hapis cezasının ne kadarını çektiği konularında tereddütleri olduğu için Türkiye'den ek bilgi ve belge talebinde bulunduğunu'' bildirdi. Ek bilgiler geldikten sonra Çakıcı, kamuya açık bir duruşmada hakim karşısına çıkarak iadesine ilişkin karar verilecek.

'Bize bilgi gelmedi'
Adalet Bakanlığı dosyanın yetersizliğiyle ilgili Ankara'ya bir yazı ulaşmadığını bildirdi. Yetkililer, Avusturya'ya iki kez evrak gönderildiğini bunlardan ilkinin 10 sayfadan oluşan ve tutuklama talebini içeren acil yazı olduğunu belirttiler. İkinci ve asıl iade dosyasının, DGM'ler ağır ceza mahkemelerine dönüştürüldüğü için evraklarda bu yönde değişiklik yapılarak gönderildiğini belirten yetkililer, bu evrakın da geçen Salı günü Avusturya Adalet Bakanlığı'na ulaştığını kaydettiler. Bakanlık yetkilileri, mahkemenin önceki özet niteliğindeki evraka dayanarak bir açıklama yapmış olabileceğini, yine de eksiklik çıkarsa bu yöndeki taleplerin karşılanacağını ifade ettiler.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Cuma Mart 14, 2014 1:23 pm

MİT tarafından yapılan basın açıklaması

16.07.2004
14 Temmuz 2004 tarihinde Emniyet Genel Müdürlüğü ve Avusturya polisi ile gerçekleştirilen işbirliği sonucu yakalanan Alaattin ÇAKICI'nın üzerinde, Faik MERAL adına düzenlenmiş yeşil pasaport ile aynı isme ait nüfus cüzdanının ele geçirildiği öğrenilmiştir.

F.MERAL'in, eski bir MİT mensubu oluşu ile bağlantı kurularak yapılabilecek yanıltıcı haber ve yorumları önlemek, kamuoyunu aydınlatmak amacıyla bir açıklama yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

1948 doğumlu F.MERAL, 31 Ağustos 1976 tarihinde Teşkilâtımıza girmiş ve 18 Ekim 1999 tarihinde de emekli olmuştur.

Emeklilik tarihinden itibaren F.MERAL ile Teşkilâtımızın, doğrudan veya dolaylı şekilde göreve ilişkin hiçbir bağlantısı olmamıştır.

Bu aşamada, sözkonusu pasaportun ve hüviyetin Alaattin ÇAKICI'nın üzerinde bulunmasının sebepleri konusunda şimdilik açıklanabilecek bilgiye sahip bulunulmamaktadır.

F.MERAL'e emeklilik dönemi içerisinde sahte MİT kimliği kullanması, çeşitli vasatlarda görev kimliğini istismar ederek nüfuz sağlama arayışlarında bulunması ve 'terör uzmanı' sıfatını kullanarak basında açıklamalarda bulunması sebebiyle, 27 Mayıs 2002 tarihinde İzmir ünitemizce uyarıda bulunulmuştur.

Ayrıca adıgeçenin, İzmir Emniyet Müdürlüğü'ne 31 Temmuz 2003 tarihindeki müracaatı neticesinde 30 Temmuz 2007 tarihine kadar geçerli TR-B 029248 seri numaralı hususi damgalı pasaport çıkarttığı tespit edilmiştir.

F.MERAL, 15 Temmuz 2004 akşamı, İzmir ünitemiz tarafından bulunduğu yer tespit edilerek, gözetimimizde İzmir Em.Md.lüğüne teslim edilmiştir.

Millİstihbarat Teşkilâtı'nın kanungörevlerinin ifasında, terörle ve diğer hedefleri ile mücadelede mensuplarının görevsel ve ahlaksorumluluğunun korunmasına en yüksek hassasiyeti gösteren ve toplumumuza örnek olması gereken Teşkilâtımızın, bu konularda zaafiyeti görülen personelinin Kurumdan ihracına gösterdiği özen bilinmektedir.

F.MERAL'in, karşılaştığımız olayla bağlantısında Teşkilâtımızın hiçbir yeri olmamasına rağmen, diğer bazı örneklerde olduğu gibi, medyatik olma arzusu, eski görevinin imkânlarını kullanmaya devam etmesi ve bu olayda emekli bir mensubumuzun adının geçmesi camiamızı üzmüştür.

Bu konuda Emniyet Teşkilâtı ile tam koordinasyon içinde yapılacak hukukve idari tahkikatlar sonucu ortaya çıkacak yeni bilgiler de kamuoyu ile paylaşılacaktır.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
Admin
Admin


Mesaj Sayısı : 5991
Kayıt tarihi : 12/01/13

MesajKonu: Geri: TÜRKİYE MASALI   Çarş. Ağus. 17, 2016 7:11 am

paylaşımların devammını bekleriz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://moon99.mutluforums.com
 
TÜRKİYE MASALI
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
blue moon :: HAYAT BİR MASAL-
Buraya geçin: